• Siyah Instagram Simge
  • Black Twitter Icon
  • Siyah Facebook Simge

Copyright © Killjoy 2017. All rights reserved.

ÇOCUKKEN SANATLA KARŞILAŞMAK

Editör: Hatice Kübra Bingöl

MEETING ART AS A CHILD /

  Bu yazıda belirli bir yaş aralığında sanatla ilişki kurmanın ‘yetişkin’ olunca ne gibi sonuçlar doğurabileceği üzerine bazı yorumlar yapacağım. Bunu yaparken bazen sosyolojik veriler kullanacağım ama çoğunlukla sanatın çocuklar üzerindeki etkisi üzerine kişisel düşüncelerimi okuyacaksınız.

  Öncelikle beynin sol lobunda çarpma işlemi, sağ lobunda resim yaparız gibi ölçülebilirliğine çok da güvenmediğim fakat değinmeden geçmenin de entelektüel bir suçluluk uyandırabileceği bazı teknik bilgilerle başlayalım. Bahsedilen teoriye göre yaratıcılık aşamaları: hazırlık aşaması, kuluçka aşaması, aydınlanma aşaması ve gerçekleme aşaması beynimizin sağ ve sol yarım kürelerinin ikisinin de devrede olması sonucunda gerçekleşir. Beynimizin sol yarım küresi, mantıksal, sözel, akılcı, soyut, sayısal, sağ yarım küresi de, sözel olmayan, somut, sezgisel düşünme biçimlerinin yoğurulduğu yerdir.[1]

  Bu teoriye en sevdiğim yerden bir eleştiriyle devam etmeyi konunun varacağı sonuç açısından da önemli buluyorum. Bu eleştiri aynı teoriye bizi mantıksal veya soyut bir bilginin sözel olmayan veya sezgisel bir bilgiden tamamen ayrık geliştirilebileceği gibi bir fikrine kanalize etme tehlikesi üzerine. Bir tablonun aynı anda hem matematiği hem kavramsal derinliği hem semantik olarak bağlı olduğu bir değerler ağacı olabilme ihtimalinin çok yüksek olması üzerinden.

 

In this article, I will make some comments on what the consequences of establishing a relationship with art in a certain age range are when you become an ‘adult’. I will use sociological data at times, but mostly you will read my personal thoughts about the impact of art on children.

 

First, let’s start with some technical information, without which I would feel intellectually guilty if I hadn’t touched on, such as ‘we use the left lobe of our brain to do mathematical operations and right lobe to make art’, of which I don’t believe the credibility. The mentioned theory says that the creativity stages (the preparation stage, the incubation stage, the clarification stage, and the actualization stage) occur while both the right and the left lobes are operating. The left lobe of our brain is the part where logical, verbal, rationalist, abstract, computational thoughts are present. The right lobe, on the other hand, is responsible for non-verbal, tangible, intuitional ways of thinking. I find it important to go on with this theory with a criticism I like in terms of the outcome. This criticism is about the danger of focusing us on the idea that a logical or abstract knowledge can be developed completely discrete from non-verbal or intuitive knowledge. It is done through the very high probability that a painting can be mathematics, conceptual depth, and a set of values semantically linked.

  Bu yazıda belirli bir yaş aralığında sanatla ilişki kurmanın ‘yetişkin’ olunca ne gibi sonuçlar doğurabileceği üzerine bazı yorumlar yapacağım. Bunu yaparken bazeEpistemoloji tartışmasının bu yazının ilk kısmında bu kadar önemli tutulması da aslında bu eleştirinin önemi üzerinden olacak. Bilimleri, sanatı, ideolojileri sınıflandırırken onların aynı binada değil de ayrı kıtalarda olduğunu düşünmeye itilmek, çocukluktan yetişkinliğe geçerken bizi etkileyen bakış açılarının da aynı uzakta tutulma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Bu tehlike olduğunuz kişi ile dünyayı anlama şekliniz arasındaki ilişkide anlamlandıramadığınız her ‘köprü bilgiyi’ herhangi bir sınıflandırmaya dâhil etme zorunluluğu yani bilgileri birbirinden olduğundan daha uzak düşünmenin yarattığı bunaltıyla yaşamaya çalışmaya itiyor. Örneğin bir enstrümanın hem matematiğe hem felsefeye hem beynin hangi lobunda olduğunu saptayamayacağımız birçok başka yetiye hitap etmesi fakat düşünsel dünyamızda sadece sanatsal bir çağrışım yapması. Bu durum eğitimin kendisini sadece para kazanmak üzerinden değerlendirmeye sebep olan ayrık düşünme biçimimizle aynı düzlemde gerçekleşiyor. Bu varsayıma dayalı ayrıklıklar kişiliklerimizin karşılığının sadece banka hesaplarımız olması gibi, edindiğimiz bilgilerin de hayatta durduğumuz yeri dışa vurma, anlamaya/anlatmaya çalışma gibi temel hayati ve sanatsal hareketlere dönüşmesini de engelliyor. Bir çocuk için düşündüğümüzde ilerde olacağınız kişiye karar veren şeyin sorgulayıcı, yorumlayıcı, gördüğü şeyden birden farklı ihtimaller çıkarabilen, o dirençli duruştan etkilenmesi demek olacağınız kişiyi anlayabilmek de demek. Çünkü anlamadığımız kişinin kendimiz olmasından daha korkuncu başkalarını ve göreceli bakış açılarını anladığımızı zannedip olmadığımız halimizle onları kesin doğrular olarak kabul etmek olabilir.n sosyolojik veriler kullanacağım ama çoğunlukla sanatın çocuklar üzerindeki etkisi üzerine kişisel düşüncelerimi okuyacaksınız.

  Öncelikle beynin sol lobunda çarpma işlemi, sağ lobunda resim yaparız gibi ölçülebilirliğine çok da güvenmediğim fakat değinmeden geçmenin de entelektüel bir suçluluk uyandırabileceği bazı teknik bilgilerle başlayalım. Bahsedilen teoriye göre yaratıcılık aşamaları: hazırlık aşaması, kuluçka aşaması, aydınlanma aşaması ve gerçekleme aşaması beynimizin sağ ve sol yarım kürelerinin ikisinin de devrede olması sonucunda gerçekleşir. Beynimizin sol yarım küresi, mantıksal, sözel, akılcı, soyut, sayısal, sağ yarım küresi de, sözel olmayan, somut, sezgisel düşünme biçimlerinin yoğurulduğu yerdir.[1]

  Bu teoriye en sevdiğim yerden bir eleştiriyle devam etmeyi konunun varacağı sonuç açısından da önemli buluyorum. Bu eleştiri aynı teoriye bizi mantıksal veya soyut bir bilginin sözel olmayan veya sezgisel bir bilgiden tamamen ayrık geliştirilebileceği gibi bir fikrine kanalize etme tehlikesi üzerine. Bir tablonun aynı anda hem matematiği hem kavramsal derinliği hem semantik olarak bağlı olduğu bir değerler ağacı olabilme ihtimalinin çok yüksek olması üzerinden.

 

The fact that the discussion of epistemology is so important in the first part of this article will actually be pointed to the importance of this criticism. Since we are forced to think that science, art, and ideologies are not in the same building but in separate continents, our viewpoints, which we are influenced while we are passing from childhood to adulthood, are under the same threat of distancing. This threat pushes you to live with the anxiety of living with the obligation to include each 'bridge knowledge, which is in the relationship with the person you are and the way you understand the world, in a classification; the anxiety of thinking separate knowledge far away from each other. An example to this is an instrument appealing to mathematics, philosophy and many other abilities that we cannot detect to which lobe of our brain they belong, yet in our intellectual world, it's only association is with art. This condition happens on the same level as our discrete way of thinking which also causes the education to be evaluated only through earning money. These assumption-based disruptions prevent our knowledge from being transformed into basic vital and artistic movements such as expressing and understanding/explaining our place in life, just like the counterparts of our personalities being our bank accounts. When we think a child, the thing, which will determine the person you are going to become, is questioning, interpreting, comprehensive and influenced by that resistive stance means to understand the person you will become in the future. Because if there is anything more frightening than the person we don't understand is ourselves, it is thinking that we understand others and relative perspectives and accepting them as absolute truths as people we are actually not.

Yazının tam burasında çocukken bu ‘kendini öğrenme’ kısmına ve bunu sanatla yapmamız gerektiğine neden bu kadar değer verdiğimi açıklamalıyım. Bunun sebebi sanatın kendine yaklaşmanı en çok gerektiren şeyler olması. Bir çocuğun gördüğü, duyduğu, anladığı metinleri kendiyle ilişkilendirmesi, onları yorumlayarak kendi akışkan ruhuyla dışa vurmasından daha eğitici bir yöntem olamayacağını düşünmem. Çocukların sanatla en çok ilgilenmekten en çok zevk alacak insanlar olduğunu düşünüyorum. Çünkü çoğu eline boya alınca evdeki her şeyi boyamak gibi bir dürtüye sahip. Bir müzik aleti görünce dokunmadan duramamak da çok onlara has bir durum. Müzeye götürseniz bütün uygarlıkla ilgili en ufak ayrıntıyı öğrenene kadar sınırsız bir merakla sizi darlayabilirler. ‘Tuhaf şeyler’ en çok onları şaşırtır çünkü muhtemelen gördükleri ilk tuhaf şeylerdir bunlar. Tiyatro oyununda hikâyeye kendilerini vermeleri, duygulara daha dolaysız yollardan ulaşmaları, oyunu sevmeleri, benzer oyunlarla hayal dünyalarını genişletmeleri de büyük bir olasılıktır. Peki neden sanatlarla değil de AVM’lerdeki kalabalık oyun alanlarıyla, hiçbir kazanım yaratmayan bilgisayar oyunlarıyla(kazanım yaratabilen oyunlar var çünkü) veya dizi izleyen ailenin yanında tabletten beyin uyuşturan çizgi filmler izlemekle sınanıyorlar? Elbette 8 yaşındaki bir çocuk yönlendirilmeye ihtiyaç duyacaktır. Bu yönlendirmeyi çocuğun eğilimlerine uygun olarak hem okul hem aile neden başaramaz? Çok mu zordur bunu saptamak? Cevapları başta yaptığımız tartışmanın kaynağında buluyorum ben. Yani sanatı hayattan, yaşayıştan, tarihten, kültürden, bilimden ayrı düşünme hatası. Oysa insan kendiyle ne yapacağını, kendiyle nasıl yaşayacağını bilmeden şeylerle ne kadar anlamlı ilişkiler kurabilir ki. Bu anlamı aramadan bir çocuk kendini nasıl anlatabilir ki.

I must explain why I value this 'self-learning' part of my life as a child, and why I insist so much that we have to do it with art. The reason for this is that art is the most necessary thing to approach oneself. I cannot think of a more didactic way than a child interpreting, expressing, and correlating with himself or herself the texts he or she sees, hears, or comprehends. I think children are people who will savor art the most. Because most of them have the urge to paint everything in the house as soon as they get a crayon. It also pertains to them to stop from touching an instrument when they see one. If you take them to the museum, they can bother you with an unlimited curiosity, not stopping until they get as much detail of the whole civilization. 'Strange things' are surprising for them because it is probably the first strange thing they see. It is also a possibility that they will devote themselves to the story in a theater play, reach the emotions in more direct ways, love the play, and expand their imagination with similar plays. Then why are they tested with crowded playgrounds in malls, and video games that gains them nothing (of course, there are video games that gains them something), or watching cartoons that will numb them, instead of art? Of course, an 8 year old child will need to be directed. Why can neither school nor family achieve the direction in accordance with the tendencies of the chid? Is it difficult to detect this? I find the answers at the source of the discussion we had at the beginning. The mistake of thinking art separate from life, existence, history, culture, and science. How can a person relate to things without knowing what to do, and how to live with oneself? How can a child express himself or herlself without looking for this meaning?

DOOLITTLE - tofdru.com 

Artist: Elliana Esquivel

Artist: Eugenia Loli

Now let me go back to the facts rather than the philosophy of art. Back in my days, in the curriculum until high school, there were four lessons of art and music, two for each. [3] With a rough estimate, we can say that music and art lessons in public schools were in the curriculum for a total of 1770 hours from elementary school until high school. What have we learned or gained from those lessons? Playing a few songs with a flute, pictures thrown into the trash can, homework and tests done for other lessons... A big, soul-shattering nothing. Putting the museum visits, the characteristics of the artists and the arts, having grasp of a musical instrument, having a theoretical or practical sense of the art itself aside, we could have been adults who could express themselves and understand others. When we were children, to be able to establish the relationship of a song with a civilization, interpret the messages and emotions a film represents, and get into a play at a theater would make us understand their meaning inside us. Instead, this art reflex has transformed us into people doing nothing but just listen to songs we hear on the bus, coffee shops and restaurants; blushing and judging adults when we see a dancing person... People who can get out of this character are real humans. Our artistic activity is to shoot and share the street musician's video. The art of people, who are ashamed to dance to that music. Such 'unreflective', irreversible, unresponsive worlds are not really because of the limit of our imagination. This negative approach to art as an unappreciated field has kept us away from 'what we are'. We were the art and we were shredded as art was shredded. We created the same unhappy adults when we could have created a great artist, an art reader, an enthusiast, a devotee. We will only live for seventy years in this universe and world which we are far from understanding, and we will finish our lives without meeting ourselves, because of 'artlessness'. The best thing we can teach children is that we show them that they can learn themselves through art and that they can not throw away the feeling of being half-hearted without art. Let's give children paint, let them sing songs, dance, make sculpture from the mud; let's tell them about paintings, let's ask why they liked the movie. Let's introduce children to the world, and therefore to themselves. Instead of being afraid of art and its consequences, we should be afraid of a society of adults who lack the ability of expression, whose purpose is purely money, and who are living in concrete coldness. Because otherwise, we would not be living.

Artist: Amit K Ghosh

Şimdi biraz sanat felsefesinden gerçeklere dönelim. Benim dönemimde liseye kadar uygulanan müfredatta ikişer saatten haftada dört saat müzik ve resim dersi veriliyordu.[1]Burdan kaba bir hesapla devlet okullarında müzik ve resim derslerinin ilkokuldan lise bitimine kadar toplam 1770 saat gibi bir süreyle müfredatta olduğunu çıkarabiliriz. Gerçekten ne kaldı o derslerden bize? Flütle birkaç şarkı çalmak, çöpe atılmış resimler, başka dersler için yapılan ödevler ve testler… Çok iç burkan bir hiç kaldı. Müze gezmeyi, sanatçıların ve sanatlarının önemli özelliklerini duymayı, bir müzik aletine hâkim olmayı, teorik veya pratik anlamda sanatın kendisine dair ciddi bir temeli kenara bırakalım bu kadar saatte bizden kendini ifade edebilen, başkalarını anlamaya yaklaştıran yetişkinler çıkarabilirlerdi. Bir şarkının bir uygarlıkla olan ilişkisini kurabilmek, bir filmin karşılık geldiği duyguları mesajları yorumlayabilmek, tiyatroda bir oyunun içine girebilmek, tüm bunların içimizdeki karşılıklarını anlamayı da sağlayacaktı çocukken. Onun yerine bu sanat refleksi otobüste, kahvede, cafe ve restoranlarda duyduğumuz şarkıları dinlemekten öteye geçemeyen katılımsız, çekinik, dans eden birini görünce yadırgayan, utanan birer yetişkin duvara dönüştük. Elbette bu gereğinden fazla ağır bir betimleme, bilerek yaptım bunu çünkü bunun dışına çıkabilen tipler gerçek birer istisna. Sokak müzisyeninin videosunu çekip paylaşmak sanatsal faaliyetimiz. O müzikle dans etmeye utanan insanların sanatı. Bu kadar ‘yansımasız’, dönüşsüz, tepkisiz dünyalar gerçekten hayal dünyamızın darlığından değil. Değer verilmeyen bir alan olarak sanata bu negatif yaklaşım, bizi ‘olduğumuz şeylere’ de uzakta tuttu. Sanat bizdik ve o rendelendikçe biz de rendelendik. Bir çocuktan harika bir sanatçı, sanat okuyucusu, meraklısı, tutkunu yaratabilecekken birbirinin aynı mutsuz yetişkinler yarattık. Milyonlarca yıldır var olan, anlamaktan epey uzak olduğumuz evren ve dünyada sadece yetmiş yıl yaşayacağız ve onu da kendimizle karşılaşmadan bitireceğiz ‘sanatsızlık’ yüzünden. Çocuklara öğretebileceğimiz en güzel şey kendilerini sanatla öğrenebileceklerini, onsuz yarım kalmışlık hissini üzerlerinden atamayacaklarını göstermektir bana kalırsa. Çocuklara boya verelim, şarkılar söyletelim, dans etsinler, çamurdan heykel yapsınlar, tabloları anlatalım onlara, filmi neden beğenmiş nesini beğenmiş soralım. Çocukları dünyayla, dolayısıyla kendileriyle tanıştıralım. Sanat ve onun getireceklerinden korkmak yerine ifade yeteneğinden yoksun, amaçlarını salt paraya dayandıran, beton soğukluğunda yetişkinlerden oluşan bir toplumdan korkalım. Çünkü diğer türlü pek yaşıyor da sayılmayacağız.

 

[1]Geçtiğimiz yıl resim-müzik-beden eğitimi derslerinden birini bu iki saate seçmeli olarak yerleştirmişler. Yani sadece birini haftada iki saat alabiliyor çocuklar. Ayrıntılı bilgi için bkz: http://www.muzikegitimcileri.net/forum/viewtopic.php?t=2196

Artist: Jonathan Lichtfeld 

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now