• Siyah Instagram Simge
  • Black Twitter Icon
  • Siyah Facebook Simge

Copyright © Killjoy 2017. All rights reserved.

days in japan 
day 1
ladin bozkus

Herkesin hayatta bir tutkusu, bir hayali vardır. Benimki dünyanın öbür ucunda bulunan bir ada ile ilgiliydi. Çoğu insanın da, gidip görmenin hayalini kurduğu Japonya. Gidip görmek evet tamam. Ama benim hayalim gidip yerleşmekti. Ömrümü orada geçirmek isteyecek kadar yoğun bir arzu duyuyor, daha önceden orada bulunmuş gibi bir bağlılık hissediyordum. Manga ve Anime ile tanışmam sonucunda başladı merakım. Anlayacağınız farklı özel bir tarafı yok, sıradan bir başlangıç. Manga türünü tanıdığım zaman çizgi romanlara gözüm aşina olduğu için sanırım, çok daha ilgi çekici gelmişti. Manga üzerinden de anime ile tanıştım ve bana  bambaşka bir dünyanın kapısını açmış oldu. Kendimi bildim bileli çizim yapmak hayatımın bir parçası olmuştur. Durum böyleyken kendi mangamı yazıp çizmenin hayaline kapıldım. Manga senaryoları oluşturmak ve karakterler yaratıp çizmek için zamanımın çok büyük bir kısmını harcıyordum. İşi senaryosunu oluşturduğum manganın animeye uyarlanışını hayal etmeye kadar ilerlettim. O zamanlar dinlediğim Japon müzik gruplarının şarkılarından animenin açılış ve kapanış müziklerini bile seçmiştim. Hayal dünyasında yaşamak gerçekten büyük bir keyif. 

 

Benim asıl hayalim manga yazmak üzerine eğitim almak ve bunu Japonya'da yapmaktı. Yaşamak için daha güzel bir yer düşünemiyordum açıkçası. Doğası, geleneksel yapıları, ev ve sokakları inanılmaz güzel görünüyordu gözüme. Sıkça söylenen bir şey var. Japonya'daki hayatı anime ve mangalarda olduğu gibi sanmak ve bu yüzden orada yaşamak istemek. Böyle bir şey değildi kesinlikle. Japonya bundan çok daha fazlasıydı. Manga ve anime beni Japonya ile tanıştıran araç oldu yalnızca. 

 

Japon diline olan merakım da bu yolla başladı. Daha önce hiç bir dil öğrenmek isteyeceğim kadar ilgi çekici gelmemişti bana. Büyük bir hevesle hemen Japonca öğrenmeye başladım. O süreçte Japonca çalışmak en büyük hobilerimden birine dönüşmüştü. Hiç sıkılıp yorulduğum olmuyordu, hep aynı heyecanla devam ediyordum öğrenmeye. Herkesin 'öğrenmesi zor değil mi?' sorusunu yönelttiği bir dil Japonca. Bense hep aynı cevabı veririm, dil kolay ama alfabe zor. Biri Japon kökenli kelimelerin, diğeri yabancı kökenli kelimelerin yazılışı için kullanılan iki farklı hece alfabesini öğrenme işini hallettikten sonra geriye kalıyor üçüncü alfabe, yani Kanji. Asıl mesele de o zaten, Japonca'yı zorlaştıran tek şey. Benim de takıntı haline getirdiğim bir şeydi doğal olarak. Okuyabilmek, anlayabilmek istiyorum gazıyla her fırsatta elime kalemi kağıdı alıp tekrar tekrar aynı şekli çizip dururdum. Odamın, evimizin duvarlarını Kanji yazılı kağıtlarla doldurmuştum. Çevremdeki insanlar (ailem) "delirdi", "kafayı kırdı" gibi ifadelerle içinde bulunduğum durumu çevreye açıklıyorlardı. 

 

Benim bu durumum ve bir yandan bitmek bilmeyen Japonya ve orada olmayı ne kadar istediğim üzerine konuşmalarım, kısacası hissettirdiğim tutkum çevremdeki insanları bana yol bulmaları için teşvik ediyordu. Sonra güzel bir fırsat doğdu. 1 aylığına Japonya'ya gitmek.

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now