• Siyah Instagram Simge
  • Black Twitter Icon
  • Siyah Facebook Simge

Copyright © Killjoy 2017. All rights reserved.

Japonya'ya gitme imkanım oluştuğunda on yedi yaşında, lise üçüncü sınıfın sonundaydım. Gerçekleşmesinin imkansız göründüğü, insanı çaresizce, kurduğu hayallerle yetinmesi gerektiğine inandıran çok büyük bir hayaldi Japonya'ya gitmek. Böyle bir hayalin gerçekleşme fırsatının doğması uyanık halde rüya görmek gibiydi. 

Abartıyorum gibi görünebilir belki, fakat kesinleşmiş olmasına rağmen ben hala inanamıyordum gideceğime. Uçuş gününe kadar da bir engel çıkabilir ve gidemeyebilirim düşüncesine kendimi alıştırmaya çalışıyordum ki olası bir durumda hazır hissedebileyim.

Biliyorum, çok komik.

 

Peki hayalimi gerçekleştirme imkanım nasıl oluşmuştu? Bu konudan biraz bahsedecek olursam; dünya çapında bir program ile gidiyordum Japonya'ya. Çeşitli ülkelerden insanlar da bu programa katılarak Japonya'da bir araya geliyor, birbirinden farklı bir sürü kültür tek bir kültür altında toplanıyordu. Herkes eşleştikleri misafir ailelerin yanında kalmak üzere şehirlere dağılıyor, orada haftada beş gün dil kursuna gidiyorlardı. Ben de Osaka şehrinde yaşayan iki kız kardeş, anne ve babadan oluşan bir aile ile eşleşmiştim. Başta Tokyo değil de Osaka olduğu için biraz hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmeliyim. Sebebi de ilk gidişimde Tokyo'da kalmak istemiş olmamdı. İkinci gidişimde Tokyo'da kalmış olmam üzerine şimdi düşündüğüm zaman Osaka çok daha güzeldi aslında.

days in japan
day 2
ladin bozkus

Gidişimin kesinleşmesinin üzerinden iki ay geçti. Nihayet o gün gelmişti. Akşam çıktık yola, vardık İstanbul Havalimanına. Bavulumu teslim edip biletimi teslim aldık. Artık elimde Tokyo yazılı bir uçuş kartı tutuyordum. Gidiyordum yani, inanamayacak bir şey yoktu. Daha önce yalnızca kara yolu ile Yunanistan'a gitmiştim, Japonya aynı zamanda ilk yurt dışı seyahatim sayılırdı. Tamamen bir başıma gidecektim üstelik. Bunlar da ayrı bir heyecan yaratıyordu tabii. 

 

 Pasaport kontrol kısmına geldiğimizde artık ailemden ayrılmam gerekiyordu. Veda edip yolcu bölümüne geçmek için acele ettiğimi çok iyi hatırlıyorum. Hemen uçağa binip yerime oturmak istiyordum. Sanki bindiğimde, o anda Japonya'ya varacaktım. 

Annem ve babam zamanımız varken biraz daha birlikte olalım istemişlerdi doğal olarak. Ben ise zamanımız var mı yok mu detayını bile unutmuştum o anda. Tek başıma dünyanın öbür ucuna gidiyor olduğum için endişe duymak kaçınılmazdı onlar için. Oysa ki benim açımdan büyütülecek bir durum yoktu. Bir aylığına gidiyordum zaten. Ayrıca hiç de dünyanın öbür ucuna gidiyor gibi hissetmiyordum. Bilmediğim bir ülkeye gidiyor gibi de hissetmiyordum, ait olduğum yere kavuşacağım hissi içerisindeydim. Beni tek korkutan şey henüz daha gitmemişken hem de, geri dönme düşüncesiydi. 

 

Pasaport kontrolünü, ardından da uçağa gidiş kapısını geçtikten sonra geriye kalan tek şey uçağa binip yerime yerleşmek olmuştu zaten. Önümde beni bekleyen onbir saatlik uçak yolculuğu hiç de gözümü korkutmamıştı. Gözümü korkutacak bir tarafı da yoktu zaten, onbir saat de uçup gitmişti. 

Uçak Narita Havalimanına indi. 

Pencereden dışarıya baktım, Japonya'daydım, güneş batıyordu.

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now