• Siyah Instagram Simge
  • Black Twitter Icon
  • Siyah Facebook Simge

Copyright © Killjoy 2017. All rights reserved.

days in japan
day 4
ladin bozkus

Uçaktan indim, pasaport kontrolünü geçip bavulumu aldım ve havalimanından çıktım. 

 

Organizasyonda, gelecek olan öğrenciler ile ilgilenmekle sorumlu görevliler gelen bütün öğrencileri bir araya topladı ve kalacağımız tesise gitmek üzere otobüslere bindik. 

 

Organizasyona katılan öğrenciler olarak farklı şehirlere, misafir ailelerimizin yanlarına dağılmadan önce düzenlenen bir oryantasyon kampında üç gün geçirmemiz gerekliydi ve bu kamp merkezde, 

Tokyo'da olacaktı.

Kampta yarışmalardan ve takım çalışmalarından oluşan çeşitli aktiviteler yapılıyordu. Amaç ise farklı ülkelerden gelen insanların birbirleri ile tanışma, Japonya'ya alışma sürecini kolaylaştırmaktı. 

 

Biyolojik saatim öyle bir şaşmıştı ki Japonya'ya varmış olduğum gerçeğine odaklanamıyordum. Çok heyecanlı olmam gerekirken hiç bir şey hissedemiyordum. Rüya mıydı gerçek miydi anlayamaz haldeydim.

Havalimanından tesise kadar süren iki saatlik yol boyunca gözlerimi açık tutup dışarıyı izleyebilmek için resmen mücadele vermiştim.

 

Bu programa Türkiye'den katılan tek kişi bendim. Ben hariç herkesin kendi dilini konuşabileceği birileri vardı yanında ve bu da kaynaşmaları için çok büyük bir etkendi. 

Zaten ben kendi ülkemde, aynı dili konuştuğum insanlarla dahi kaynaşamazken, böyle bir durum içerisinde doğal olarak kendi kabuğuma çekilmiştim. Yani benim gibi biri için doğal olan buydu.

Tabii ki bir sürü yabancı insanın arasına gireceğimin bilincinde katılmıştım bu programa. Katılma sebebim Japonya'ya gelebilmekti sonuçta, başka insanlarla sosyalleşmek değildi.

  Kaynaşamamak ve bir başına olmak sorun değildi benim için. Fakat herkesin birbiri ile tanışmasını ve Japonya'ya alışmasını kolaylaştırma amacıyla yaptırılan etkinlikler, çeşitli oyunlar ve yarışmalar benim için amaçlananın tam tersine etki ediyordu. Japonya'ya gelmiş olduğumu da hayalimin gerçekleşiyor olduğunu da unutup bir kabusun içine düşmüşüm gibi hissetmeye başlamıştım.

Kendimi bildim bileli rekabet etmekten ve seçme hakkı tanınmadan oynattırılan oyunlardan, fiziksel aktivitelerden nefret etmişimdir. Yaptığımız aktivitelerin beni strese sokuyor olmasının yanı sıra insanların içerisinde utanıp çekiniyor ve iyice içinden çıkılmaz bir duruma giriyordum. 

 İlk üç günün benim için kabusa dönüşmüş olmasının sebebi de buydu. Benim dışımda herkes eğleniyordu zaten. Her ortamda olduğu gibi bu durum içerisinde de uzaylıya dönüşmüştüm bir anda.

 

Gideceğimiz şehirlere göre kamp içerisinde guruplara dağılmıştık. Her gurupla özel olarak ilgilenen iki görevli bulunuyordu. Ben Osaka'ya gidecek öğrenciler ile aynı gruptaydım. Zaman zaman aktiviteler sadece bu ufak gruplar içerisinde yapılıyor, yemek saatlerinde her grup bir masada oturup yemek yiyordu. Bütün öğrencileri kapsayan etkinliklerde ise grup olarak diğer gruplarla yarışıyorduk. Böyle olunca o kadar da bir başıma hissetmiyordum.

Aynı zamanda insanlarla daha çok iletişime geçmemi sağlamıştı bu durum. 

 

Kamp benim için stres ve sıkıntı dolu başlamış olsa da gittikçe daha rahat hissetmeye, hatta keyif bile almaya başlamıştım. Bu süreçte arkadaş da edinmiştim hem. 

Fakat geldiğimiz günden beri bulunduğumuz tesisten dışarıya çıkmamıştık. Üç gündür Tokyo'daydık ama henüz şehri görememiştik. 

 

Üçüncü gün, Tokyo'nun popüler bölgelerinden biri olan Shinjuku'ya dolaşmaya götürüldük. Sokaklarında gezdik, Tokyo kulesine çıktık ve alışveriş yaptık. 

O gün aynı zamanda, Japonya'da geçirdiğim o bir ayı özel ve unutulmaz kılan insanlar ile tanıştığım gündü.

Sunghee ve Ivan ile. 

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now