• Siyah Instagram Simge
  • Black Twitter Icon
  • Siyah Facebook Simge

Copyright © Killjoy 2017. All rights reserved.

 Kintsukuroi, kırılan nesnelerin altın ile tamir edildiği bir Japon sanatı. Kırılan nesneyi eskisinden daha değerli bir hale getiren bu sanat, benim  ilhamım oldu. İnsan da her gün kırıldığı yerden hayatına anlam katarak devam edebilir miydi? Parçalara ayrıldıktan sonra yaşanmışlıklarını kabullenip umutla ileri bakabilir miydi? İnsanlara sormak istediğim buydu, “Nasıl devam ediyorsunuz?”.

 Kintsukuori is a Japanese art of fixing broken objects with gold. The art of making a broken object more precious than before has been a source of inspiration to me. Can people continue their lives from the point of the break, adding meaning to their lives? After being torn apart, can people look forward hopefully, accepting experiences they had? This was what I wanted to ask people, “How do you move on?”

 

 

 Türkiye’de her gün cinsel istismara uğramış, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalmış, her açıdan ayrımcılıkla yüzleşmek zorunda kalmış, belki de başkalarına hafif gelebilecek nedenlerden ötürü , öyle ya da böyle bir şeylere kırılmış, parçalanmış bu insanları;  dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi birine umut olmak, yalnız olmadığını göstermek için, onların istedikleri bir yerlerine altın çatlaklar çizerek fotoğraflamaya karar verdim. 

In order to be a source of hope to anyone anywhere, I decided, after drawing golden cracks to wherever they want on their body, to photograph these people; people who suffer from sexual abuse, who were subjected to psychological and physical violence, who had to face discrimination of any kind, people who were hurt and torn apart maybe because of reasons other people find weak.

 

 

 *Bu projede yer almak ve bu umut çemberindeki bir başka halkayı oluşturmak isteyenlerin tek yapması gereken bana mail yolu ile ulaşmak.

 

 *If you want to be a part of this project and be a ring in this chain of hope, all you have to do is contact me via e-mail.

 

Retouch: Behlül Üçışık

Proje Sorumlusu- Head: Sebla Bayoğlu

bayoglusebla@gmail.com

 

       Babama yakalandığımda lise sondaydım. YGS’ ye iki ay ya da o civarda bir süre vardı. Ben insanların kızınca suratlarının kırmızı olup, kafalarında duman tüttüğünü sadece çizgi filmlerde olur sanıyordum. Beni konuşmak için odama çağırmıştı, o halini görünce konunun ne olduğunu anlamıştım. Ben ve üzerimdeki, Tanrı’nın lanetiydi konu. Karşımda belki de on binlerce cümle kurmuştu, beni yerin dibine sokuyor sonra “Senin kılına zarar gelirse katil olurum.” diyordu. Onun için değerli miydim? Yoksa pis bir sapık mıydım? Sanırım adına leke gelmesinden korkuyordu.

      O sırada ben ne yapıyordum değil mi? 18 yaşında ve şoktaydım. Kelimeler kulağımda büyüyor, beynime saplanıyordu. Keşke diyordum, keşke bir iki tokat atsa da bu psikolojik şiddetle daha fazla boğuşmasam. Konuşma bittikten sonra sanki bilincim yok olmuştu. Bahçeye indim ve yürümeye başladım. Yürürken beynimden  yüzüne söyleyemediğim cümleler geçiyordu. Bir ara annem geldi. Sarıldık, ağladık. Gözlerimi açıp ona baktığımda yerdeydik, yığılmışız. Beni kaldırıp eve götürmek istedi ama bir daha o eve girmek istemiyordum. “Sen git!” diyebildim sadece. Annem gittikten sonra aklımdan tek geçen ise kendimi öldürmekti. Yapmadım. Hayatıma devam ettim.

       Birkaç kez daha yaşandı aynı senaryolar ve yine kendimi öldürme düşünceleri yine de hiçbirini gerçekleştirmedim. Her yeni güne gözlerimi Annem, ailem olmayı başarmış arkadaşlarım  ve aşk için açıyorum çünkü bu güzellikleri bırakıp bir yere gidemem.

 

        When I got caught to my father, I was a senior in high-school. It was two months or something for the university entrance exam. I thought only cartoon characters’ faces get red, heads smoke when they got angry. My father had invited me to my room to talk; I knew what it was about when I saw him like that. It was about me and what I was wearing. He may have said tons of stuff; he was disgracing me and then saying “I will murder anyone if they hurt you.”. Was I dear to him? Or was I a foul pervert? I think he was afraid of what people would say about him.

      Do you wonder what I was doing? I was 18 and shocked. Words grew bigger and got stuck in my head. I was wishing for him to slap me or something so that I wouldn’t have to deal with that psychological violence. When the speech ended, it was like my conscious was erased. I went down to the yard started walking. And as I was walking, I was thinking about all the things I couldn’t say to his face. I saw my mom coming. She hugged me, we cried. When I opened my eyes we were sitting on the floor. She wanted to take me back inside but I didn’t want to go into that house. I barely said, “Go!” After my mother went, the only thing I thought was to commit suicide. I didn’t. I continued my life.

      Same things happened couple more, suicide thoughts again and I didn’t bring into action any of them. I open my eyes for my mother, my friends who somehow are like my family and for love. Because I cannot go away leaving all of them.

 

#sevgikazanır  #lovewins    -Efrasiyab

 

 

      "Ben 5 yaşındayken babamın işinden dolayı Özbekistan’a taşındık. Orada kaldığımız ev ile inşaat arasında bir sokak vardı. O zaman çok ilgimi çekiyordu; sürekli inşaatı izleyip, incelerdim. Babam da bu yüzden sürekli beni işe götürürdü ve tabiî ki şantiyedeki tek kız çocuk bendim. Şantiyede gezerken de bunlar ne borusu, bunu ne için yapıyorsunuz diye sorardım hep.

      Liseye geçtiğimde ise annem çizim yeteneğimi bildiği için, beni çizim kursuna götürdü. Kursta fark ettim ki istediğim bu benim. İstanbul Teknik Üniversitesi UOLP  Programı Moda Tasarımı bölümünü dereceyle kazandım. Fakat çalışma hayatına girince bunun beni hiç mutlu etmediğini anladım. Ve okulu bıraktım.

     Işık üniversitesi İç Mimarlık bölümüne geçtim. Şantiyede  çalışmaya başladığımda gerçekten mutlu olduğumu hissettim. Ama yine bir sıkıntı vardı çünkü ben süslenmeyi, makyaj yapmayı çok seviyordum ve bu şantiyede pek kabul görmüyordu.

     Bana sürekli "Sen prensessin burada iş yapamazsın." , "Neden geldin buraya? İyi düşündün mü?", "Bu kadın işi değil", "Her yerin çamur olacak!" diyorlardı. Sonra ofise aldılar beni ama ben inanılmaz sıkıldım. Bütün gün oturuyordum ve bu benim karakterime uygun değildi. Çok durağan bir ortam ofis ortamı, ben hareket etmeyi seviyorum. Yine şantiyeye döndüm. Altımda bir sürü işçi vardı fakat beni asla dinlemiyorlardı. "Kız gücü" olarak gördükleri için kimse beni kale almıyordu

     İlk başlarda bu çok üzdü beni ama yılmadım. Çünkü bir hedefim vardı ve ben kolay vazgeçmeyi yenilmek sayan biriyim. Bu işi yapmak öncelikle karakter meselesi, bir işi başarmak istedikten sonra kadın ya da erkek olmak bir önem teşkil etmiyor. Ben benden daha yüksek notlarla daha iyi bir okuldan mezun olan bir erkeğin önüne geçebiliyorum. Evet şantiye ortamı çok küfür edilen, erkek egemen bir ortam olabilir ama güçlü bir duruşla bunların üstesinden gelmek çok kolay! Bir sürü erkeğin içinde tek kadın olabilirim ama onlara hükmedebilecek gücüm var. Bunu ben biliyorum ve içimde hissediyorum. Sadece kadın olduğum için yok sayılmamın  beni daha çok güçlendirdiğini düşünüyorum. Ve tam da bu yüzden işimi daha iyi yapmak  için hırsla yoluma devam ediyorum..

 

 

      When I was five, we moved to Uzbekistan because of my father’s job. Our house was a block away from the construction site. Back then it was interesting for me to observe the site. Therefore my father constantly took me with him to his job, and of course, I was the only girl in the building site. I used to always ask questions like, “What are these pipes for? Why do you do this? Why do you do that?” etc. When I started high-school my mother enrolled me in a drawing classed.When I started drawing, I realized it was what I wanted to do. I entered DDP program Fashion Design department at Istanbul Technical University. But when I started working life I realized that didn’t make me happy and I quit.

       I enrolled Interior Design at Işık University. When I started working at the building site, I felt that I was genuinely happy. But once again, there was a problem. I liked fixing myself up and putting on makeup and it was frowned upon.

      People constantly told me “You can’t work here, you are a princess.”, “Why did you come here? Have you thought enough?”, “This is not a job for women.”, “There will be mud all over you!”. Then they transferred me to the office but I was heavily bored. I sat there doing nothing all day and it wasn’t suited for my character. An office environment is very stable, I like moving non-stop. I went back working on the building site. There were plenty of workers below me but they never obeyed me. No one took me seriously because I was only “girl power” to them.

     This made me very sad in the beginning but I didn’t give up because I had an aim and giving up easily is being defeated according to me. Doing this job is a matter of character; it doesn’t matter being a man or a woman as long as you want to accomplish something. I may get ahead of some man who graduated with better notes, from a better university. Yes, building site may be a male-dominant place where cursing is common but with a strong attitude, overcoming these is easy. I may be an only woman inside many men, but I have a power that can dominate them. I know this and I can feel this. I think being ignored just because I am a woman makes me stronger. And for the very reason, I continue my path to do my job better.

 

#wecandoit  -Negün

 

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now